Zarifbayan.com

ZarifBayan

Moda, Bakım, Sağlık

Antikanın Geçmişi-Geçmişten Günümüze Antikalar

 Antikacılık kategorisinde   Antikanın Geçmişi-Geçmişten Günümüze Antikalar konusu , BAŞLARKEN Geçmişin tanıkları Bir döneme şahitlik yapmış antikalar eskinin toz kokulu anılarıyla günümüze ışık tutarlar. Dilleri yoktur ama tarihi yıllar öncesinin hatırlanası ...

Konu ile alakalı etiketler: antika stil takımı, bindallı izmir kemeraltı, geçmişe günümüze ait bir meslek, kemeraltı folklor kıyafeti satan magazalar, osmanli antikalari satan magzalar izmir turkiyede, izmir bindallı satan yerler, antika saat nereye asılır, antika gümüş kemer, antika gümüş kemer satanlar, ankara bindallı satan yerler, antika bindalli satiş, izmir kızlarağası hanı antikacıları görsel resimler, izmirde satılan osmanlı bayan kıyafetleri ve resimleri, tarıhı antıkalar, 110 senelık toplu sılahlar antıkalar, geçmişe ve günümüze ait meslekler, kapalı çarşı folklör kıyafeti ve fiyatları, kemeraltı bindallı, kizlarağasi bindalli, maraş işi el oyması çeyiz sandıkları satılan magazalar istanbul, geçmişe ve günümüze ait bir meslek, antika gümüs tura kemer, geçmişe ve günümüze ait birer meslek belirlemek, kapalıçarşı da rahle satan dükkanlar, izmir kemeraltı bindallı,
Geri Git   Zarifbayan.com > Hayatın İçinden > Hobilerimiz > Antikacılık
  #1 (permalink)  
Eski 28-04-2010, 19:46
KüL_KeDiSi's Avatar
Moderator
 
Kayıt Tarihi: 16-04-10
Yer: İstanBuL
Mesajlar: 1,372
Standart Antikanın Geçmişi-Geçmişten Günümüze Antikalar

BAŞLARKEN

Geçmişin tanıkları

Bir döneme şahitlik yapmış antikalar eskinin toz kokulu anılarıyla günümüze ışık tutarlar. Dilleri yoktur ama tarihi yıllar öncesinin hatırlanası zamanlarını anlatırlar. Maddi değerlerinden çok geçmişten günümüze taşıdıklarıyla önemlidirler.

El oyması bir çerçeve içindeki aynaya kimbilir kimlerin kaç kişinin sırlarını verdiğini bir düşünün... Dokunsanız dağılıveren incecik işlemeli mendillere ne demeli? Onlar da sevgili için işlenip aşkın şahidi oldular belki bir zamanlar... El oyması ceviz ağacı sandıklarda kimbilir kaç genç kız sakladı düşlerini? Geçmişin izini arkalarına kazınmış yazılarda taşıyan saatler kimbilir ne acı ya da ne güzel anları hatırlattılar sahiplerine... Ya eski fotoğraflar? İçindeki insanlar... Şimdi kenarları yıpranmış resimlerinden siyah beyaz gülümsüyorlar bize. Yüzlerinde yıllar öncesinden bir tebessüm...

Bu parçalar antikacılar ve kolleksiyoncular için de maddesel bir obje olmaktan çıkmışlar artık. Onlar şimdi bir sevgili kadar özel sevgili kadar değerli.
Evet yeni dizimiz de geçmişe sahip çıkan antika meraklıları için... Hangi eser antika sayılıyor? Kimlere antikacı deniyor? Müzayedelerde neler olup bitiyor? Bütün bu soruların cevaplarını yeni yazı dizimizde bulacaksınız.

Sermayesi geçmişe saygı ve merak


Bugün birçok antikacı mesleğini eskiye sahip çıkmanın verdiği hazla sürdürüyor. Herhangi bir kar veya kazanç amacı gütmüyor. Bu işin en büyük sermayesini geçmiş yıllara duyulan merak ve saygı oluşturuyor

Antikacılık gibi ayrıntıları sıralanmaya gelmeyen bilgiye sevgiye duyarlılığa hatta koku alma duyumuza dayanan bir mesleğin özelliklerini belirlemek çok kolay olmasa gerek. En önemli birikimi anılar olan bu meslekte insanın elinden binlerce eser geçmesi gerekir. Müzeler çarşılar ve kitaplıklar bu işe gönül vermiş olan insanların en sık uğrak yerleri olmalıdır.

Bu uğrak yerlerinin başında da herhalde Kemeraltı'ndaki Kızlarağası Hanı gelir. Zaten tarihi bir bina olan Hanın yüzyıllardır orada duran taşlarının dinginliği size de geçer. İşte böylece başlar eskinin daveti...

Hayatınız boyu hiç bir antikacı dükkanına girdiniz mi? Bir parça almak ya da satmak için değil geçmişin kokusunu duymak eski zamanın sesini işitmek için. Antikalardan anlamasanız ya da bu konuya ilgi duymasanız bile bunu bir kere denemelisiniz.

Dükkandan içeriye girdiğiniz anda kendinizi başka bir boyutun kapılarını aralamış gibi hissedersiniz. Her parça bir şeyler fısıldar kulağınıza. Her parça kendi hikayesini anlatır usulca. Onların konuşma dilleri üzerlerindeki kullanılmışlık izleridir sanki.

* * *

Onların dilinden anlayanlardan birisi de Serdar Lider... O Kızlarağası Hanı'ndaki Old Collection isimli dükkanında antikacılık yapıyor.

98 yıllık bır piyanonun başında "Eski Dostlar"ı çalarken yakaladığımız Serdar bey ile ancak parçaların üzerinden atlayarak girebildiğimiz dükkanında antikalar ve antikacılık üzerine sohbet ettik.

"Ben antikacı değil eskiciyim" diyerek söze başlayan Serdar beye göre antikacılık kazanç ya da kar amacıyla sürdürülebilen bir iş değil. Sermayesini geçmişe duyulan saygı ve meraktan alıyor.

Burada işler yalnızca eskiye sahip çıkmanın verdiği hazla yürüyor. Bu da zaten kişisel tatminden başka bir beklentisi olmayan Serdar beye yetiyor da artıyor.

Dükkandaki parçaların birçoğu köylerden ve eski evlerden toplanmış. En çok da eski Rum evlerinde iyi parçalar bulunduğunu söylüyor. Bazı parçaları da onları satmak isteyen insanlar getirmiş. Çoğu kimsenin dükkanın önünden "Bundan benim babaannemin evinde var" diyerek geçtiklerini ama o parçanın ne olduğunu adını veya ne işe yaradığını bile bilmediklerini de üzülerek söylüyor. Öyle ki dedelerinin İstiklal Madalyası'nı satmaya getirenler bile oluyormuş.

Kaynağın söylenmemesi antikacılığın raconunda var. Parçanın kimden ve kaça alındığı sır gibi saklanıyor. Sadece bazı eskicilerle anlaşıyor ve buradaki parçaları onların topladıkları eşyalar içinden seçiyorlar.

Özü bozulmamalı
Dükkandaki parçalar öncelikle özel bir bakımdan geçiriliyor. Eğer tahtaysa üzerindeki kurt delikleri tıkanıyor cilalanıyor; metalse parlatılıyor fotoğraf makinası gibi bir aletse tamir ediliyor; sonra da onları gelecek günlere taşıyacak yeni sahiplerine sunuluyor. Burada dikkat edilmesi gereken nokta eşyanın restorasyonu esnasında özünün bozulmaması. Yapılan bakım sonucunda eşyanın yeni işlevler kazansa da eski yapısının bozulmamasına ve ona özelliğini kazandıran niteliklerinin yitirilmemesine özen gösteriliyor.

Dükkanda bulunduğum süre içinde gelen bir müşterinin tahta bavulu almak için aşırı ısrar gösterdiğine tanık oluyorum. Bu bavul yeniden cilalanmış köşelerine metal parçalar takılmış. Serdar bey bu bavulun içinin kadifeyle kaplanıp üst kapağının içine ayna takılması ve bir de ayaklıkla harika bir makyaj masası haline gelebileceğini söylüyor.

Bu bavul gibi daha yüzlerce parça var dükkanda. Sandıklar kahve değirmenleri içki şişeleri çakmaklar saatler bazılarımızın adını bile ilk defa duyduğu sürmedanlıklar sigara tabakaları eski paralar sayfalarında kimbilir nelerin hikaye edildiği Arapça Yunanca kitaplar hatta sapasağlam 98 yıllık bir piyano toz geçmiş bir de anılar...

Osmanlıca besteler
Bütün bu parçaların içinde Serdar beyin satılırsa çok üzüleceği içinin cız edeceği parça nereden bulduğunu söylemediği Osmanlıca beste ve güfteler... Daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış olan bu beste ve güftelerin başka bir yerde kopyaları yok.

Lider'in eline geçen ilginç parçalardan birinin öyküsü şöyle:

Serdar bey birkaç yıl önce bit pazarındaki bir hurdacıdan bir günlük bulur. Günlük "bu benim ikinci günlüğüm" cümlesiyle başlamaktadır. Üç hafta sonra aynı yerde günlüğün birinci cildini bulan Lider 118'den günlüğün sahibinin numarasını alır ve günlüğün İzmir'in çok ünlü ailelerinden birinin bir üyesine ait olduğunu öğrenir. Ancak sahibine ulaşamaz. Çünkü günlüğün sahibi 3 ay önce bağırsak kanserinden ölmüştür.

Daha sonra günlük sahibinin eşiyle irtibat kuran Serdar bey günlüğü ona vermeyi teklif ederse de bu teklifi kabul görmez. Çünkü kadın eşini kendi bildiği gibi hatırlamak istemekte ve kendinden önceki hayatını bilmek istememektedir.

Günlükte Serdar beyi en çok etkileyen zamanın gençlerinin gittikleri yerler o zaman yaşanmış sevgiler ve yıllar öncesinin İzmir'i olmuş. Maddi değeri çok az olsa da günlüğün içinde taşıdığı bir ömür şahitlik yaptığı bir dönem ona değer kazandırıyor.

Serdar Lider'in bir anısı da eski bir konsol ile ilgili:

Dükkana getirilen bakımsız bir konsolu doğru düzgün restore bile etmeden esnafa müşterilere satarak elinden çıkarmaya çalışmış. Bu konuda başarısız olunca onu restore etmeye karar vermiş ve üzeri mermer olan konsolun mermerini kaldırdığında mermerin altında çil paralarla karşılaşmış.

Evet bu mesleğin böyle cilveleri de var işte. Kime ne zaman ne getireceği belli olmuyor.

Az bulunurluk değer artırıyor
Bir eşyanın antika sayılabilmesindeki ölçü; eskiliği kadar az bulunurluğu ve orijinalliğinde yatıyor. Bu parçaların değerleri de ya piyasaya göre ya da nadirliklerine göre belirleniyor. Bazı zamanlarda kataloglar çıksa ve parçaların fiyatları bu kataloglarda belirtilse bile antika eşyanın gerçek değeri piyasada o parçadan ne kadar bulunduğuna bağlı olarak değişiyor. Bir parçadan ne kadar az bulunursa değeri de o kadar artıyor. Antikanın değerini belirleyen bir başka şey de günümüzde o parçadan yapan ustaların bulunup bulunmadığı. Antika parçaların hemen hemen hepsi "el emeği göz nuru". Günümüzde herşey gelişen teknolojiyle seri bir şekilde fabrikasyon üretiliyor. Artık eşyaların estetik özelliklerinden çok işlevselliği önem kazanıyor. Eşyaların sanat değeri inceliği üzerindeki el emeği yerini giderek daha çok para kazandıracak olan özelliklere devrediyor. Durum böyle olunca eski eserler de daha çok önem kazanıyor.

HANGİ ESERLER ANTİKA SAYILIYOR?
Antika konusuna giren eşyaların tanımını yapmak hemen hemen imkansızdır. Yer altından çıkan heykeller taşlar paralar çini sobalar mangallar her türlü takı ve giyim eşyası salon yatak ve mutfak eşyaları tablo ve levhalar yazma kitaplar kitap ciltleri eski saatler at eyerleri hançer ve kılıçlar silahlar tespihler nargileler rahleler ve buraya sıralamaya gelmeyen nice eşya araç ve gereç antika alanına girmektedir. Eğer bir sınıflama yapmak gerekirse antikaların toprak altından çıkmış olanları ayrı ve özel bir yere koyulmalıdır. Toprakla ilgili olmayan antikaların sanat değeri taşıması ekstra bir nitelikken yapım tarihinin de ortalama altmış ya da yüz yıl arasında değişmesi gerekir. Bazı eşyalar antika niteliği taşımasalar bile ünlü kişiler tarafından kullanılmış olmaları nedeniyle tıpkı antika gibi işlem görürler. Bu gibi eşyalar sahiplerinin şöhretleri ve geçmişteki hatıraları açısından antika sayılabilirler.

Sanatsal değer taşımalı
İnsanlar geçmişten günümüze yaşamlarını biraz daha anlamlı kılacak onlara zevk verecek uğraşlar içinde bulunmuşlardır. Bunlar içinde sanata ve estetiğe dayalı olan antikacılık ülkemizde sanıldığından da yenidir. Eski eserin "asar-ı atika" adıyla anılmaya ve değerlendirilmeye başlanmasının üzerinden henüz bir yüz yıl bile geçmiş değildir.

"Eski eser"in hayatın akışıyla birlikte geçip gittiği ve tarihe malolduğu doğrudur. Ancak bir eserin kullanım değerinin dışında da değeri olduğu hiç kuşkusuz bir gerçektir. Belki de antikacılığın Türkiye'de yeni yeni değer bulmasının nedeni bu gerçeğin yeni anlaşılmış olmasıdır.

Ama artık bir eşyanın değeri yalnızca işlevine bağlı değil. Değeri belirleyen etkenlerin içinde sanat değeri de çok önemli bir yer tutuyor. Yaşadığımız makina çağında insanlar eski eşyanın daha fazla sanat değeri taşıdığına son yıllarda biraz daha çok inanır oldular. Bu yüzden belli başlı büyük Avrupa şehirlerinde geniş alanlara yayılan bit pazarları oluştu. Bunlar giderek öylesine kişilik kazandılar ki alışılmış "bit pazarı" kavramından çıktılar. Hatta bazı ülkelerde bit pazarları eski sanat eserleri ve antikaların satıldığı yerler haline geldiler. Bu arada antikacılıkla ilgili yayınlar da giderek arttı. Çünkü bu işle ilgilenen insanlar piyasayı genişletmek ve yeni antika meraklılarını da aralarına kazandırmak için çabalıyorlar.

Aykırı parça

Antika pazarlarımızda sayıca çok olan ve devreden eserler son ikiyüz yılın yapıtlarıdır. Bunların yanısıra nadir olarak bir parça ele geçtiğinde ki bu tarihi bir halı kilim veya bir Osmanlı seramiği olabilir bu "aykırı parça" olarak kabul edilir. "Aykırı parça" sahibi için gerek parasal anlamda gerekse manevi anlamda bir cevherdir. Antika kolleksiyonculuğu tutkusunun nedenleri arasında bir geleneğin oluşmasına meydan veren duygular ile geçmişe ve eski eşyaya saygı vardır diyebiliriz.

Eski eser toplamanın belirli bir kültüre bağlı olduğu bu konunun en can alıcı noktasını teşkil ediyor. Hiç kuşkusuz eski eser toplayan biri bunlara para dökerken ne yaptığını bilmek zorundadır. En azından o eşyaya sahip olmanın gururunu yaşamak istemelidir.


Alıntıdır
__________________
gözLeRimde yaş
gözyaşLaRımda sen waRsın
inkar etme gökyüzü bnm kdaR ağLayamazsın...



''...Sözler toz pembeydi
Susmalar uçuk mavi ..."
Alıntı Yaparak Cevapla
  #2 (permalink)  
Eski 28-04-2010, 19:46
KüL_KeDiSi's Avatar
Moderator
 
Kayıt Tarihi: 16-04-10
Yer: İstanBuL
Mesajlar: 1,372
Standart

Bilgi göz zevkiyle buluşuyor
Güzelik ve estetik değer antika tutkusunu geliştiren nedenlerin başında geliyor. Göz zevki bilgi ve birikimle birleştiğinde doğru parçaları seçmek de kaçınılmaz oluyor

Antika tutkusunun gelişmesine neden olan faktörler arasındaysa güzele ve estetiğe verilen önem kalitenin bilincine varmak beklenmedik yerlerde iyi bir sanat eserine rastlamanın verdiği heyecanlar ve onu alabilmenin tatmin duygusu yatar. Birçok kolleksiyon tutkunu elindeki parçalarının bir ruhu varmışçasına onlara canlı gibi davranır.Ciddiye alındığında bir meslek haline bile gelebilen antika kolleksiyonculuğunu iki kategoriye ayırmak mümkündür.

Bazı antika meraklıları aynı çeşitteki eserlerden çok sayıda toplar onların tarihleri ve sanat değerleri üzerine derin bilgi edinirler. Ancak bu iş profesyonelce yapılmazsa bir sürü eski eşya yığınından başka bir şey elde edilmez.

Diğer bir grup ise topladıkları antikaları dekorasyon işlerinde kullanarak ve işlevlerinden yararlanarak daha pratik açıdan değerlendiriler. Sonuçta hangi kategoriye girerse girsin bütün antika meraklılarının genel antika dünyası hakkında çok kitap okumaları ve teknik bilgiler edinmeleri gerekmektedir. Böylece bu bilgi ve birikimin ışığında ellerindeki parçaların yaşını tarzını orjinal olup olmadığını anlamaları şansı da doğar.

Pahalı bir uğraş
Antikalarla ilgilenenlerin ayrıca müzeleri ve antika pazarlarını gezmeleri ve ilgi duydukları eşyaları görsel açıdan da incelemeleri gerekir. Antikalara sadece vitrin arkasından bakmak yalnızca ona beğeni duymayı sağlar. Ama antikaya dokunmak kalitesini anlamak konusunda ilgili kişilere daha fazla yardımcı olacaktır. Bu bilgi birikimi ve kaliteden anlama kolleksiyoncuların kendilerine daha çok güven duymalarını sağlar ve böylece kolleksiyoncu bir parçayı alırken kararını daha tutarlı daha sağlıklı ve daha çabuk verebilir.

Antika meraklılarının sahip olması gereken bir başka özellik de göz zevkidir. Bu doğuştan gelen ve kişiden kişiye değişen bir özellik olsa da bilgi ve birikimle birleştiğinde çok iyi sonuçlar verir. Göz zevki bilginin cilasıdır.

Bunların yanısıra antikacılığın pahalı bir uğraş olduğunu da unutmamak gerekir. Bunun için de profesyonel olarak bu işle ilgilenenlerin maddi imkanları da elverişli olmalı. Eğer gerçekten ciddi bir antika kolleksiyoncusunun karşısına kolleksiyonunda eksik olan bir parça çıkmışsa o ne yapar yapar o parçayı kaçırmaz.

Antikalar aynı zamanda iyi birer yatırım da sayılabilirler. Ancak antika satın alacak kişinin konu hakkında fazla bilgisi yoksa alacağı parçada yanılabilir. Bunun için antikaların iyi bir eksper denetiminde satın alınması yararlı olacaktır.

Ayrıca belli parçaların moda zamanları yani revaçta oldukları belli zamanlar yoktur. Her kolleksiyoncunun kendi seçimine maddi durumuna göz zevkine ve bulabilme şansına göre seçtiği parçaları vardır.

*****

İzmir'de defalarca müzayedeler düzenleyen yeminli mali müşavir Vedat Uyal da eşiyle birlikte eski ve değerli eşyalarla ilgilenmeyi kendine uğraş edinmiş antika meraklılarından. Hafta sonları eşiyle birlikte köyleri gezip oralardaki antikaları araştırarak ve ardından galerileri ziyaret ederek antikacılığı bir hobi haline getirmişler.

Antikacılık bu işle uğraşan insanların yaşam tarzlarını da yansıtıyor. Antikacılıkla ilgilenmek sevgi sabır geçmişe saygı ve zaman istiyor. Bazı antika meraklıları bu işin ancak nadir bulunan parçalardan yıllarca aranarak oluşturulmuş kolleksiyonlar yapılarak olabileceğini söylüyorlar. Oysa maddi değeri bir yana tarihin içinden bugüne kalmış parçaların her biri kendi içinde bir değer taşıyor. İnsanlar genellikle görsel ihtiyaçlarını karşılamak ya da kişisel tatmine ulaşmak için antika alıyorlar. Gerçek bir antika almanın en güvenilir yolu da müzayedeler.


Bir ara İzmir'de de müzayedeler düzenleyen Uyallar İzmir'de bu işin piyasasının olmamasından ve antikayla ilgilenen insan sayısının azlığından dolayı müzayede düzenlemekten vazgeçmek zorunda kalmışlar.

"Antikalarla ilgilenen insanlar için bir süre sonra parçaları yalnızca müzayede ya da sergi salonlarında görmek yeterli olmuyor bunlardan edinmek de istiyorlar." diyen Vedat beye göre bunun için de belli bir alım gücü gerekiyor. İşte bu yüzden İzmir'deki müzayedeler sürdürülemiş. "Müzayedelerde insanların objelere verdikleri değeri görüyoruz. Günümüzde insanlığın kültür değerlerinin teknoloji karşısında giderek azaldığını gözönüne alırsak antikaların manevi değeri daha da artıyor. Eski ve yeniyi yanyana koysanız eksper olmanıza bile gerek yok bir bakışta hangisinin antika olduğunu anlarsınız" diyor Uyal. Çünkü eskinin inceliği zerafeti şimdilerde hiç kalmadığını düşünüyor. Yıllar öncesinin ustalarından yok artık günümüzde. Onların emekleri de antikalar gibi geçmişten bu yana yıllanmış durdukça değer kazanmış. Örneğin Ermeniler'in gümüş işlemesi ve tombak yapımcılığı...

"Tombak"ın antika alanında çok önemli bir yeri var. Adı itibarıyla insanlara genellikle küre ya da yuvarlak biçimli bir eşyayı hatırlatsa da tombak aslında değerli madenlerin civa içinde sıvılaştırılmasıyla yapılan bir kaplama tekniği. Peki neden bu kadar önemli bu tombak. Tombak ortaya çıkarken onu yaratan ustasını öldürüyor da o yüzden. Peki nasıl?

Tombaklama tekniği
Altın ve gümüşün bir özelliği de civa içinde çözülebilmeleri yani atomlarının civa atomları gibi bağlarını kopararak sıvılaşabilmeleridir. Bu civa ile karışım sıvı yapmaya malgama ya da amalgam denir. Bu özellikten yararlanılarak gerçekleştirilen yıldızlama ya da Osmanlıca adıyla tombaklama tekniği ilk kez Romalılar tarafından bulunmuştur. Çok sağlam ve düzgün bir kaplama gerçekleştiği için günümüze kadar kullanılmıştır.

Ancak eskiden tombak yapanlar işleri boyunca civa buharına maruz kaldıklarından tombak ustası olduktan üç dört yıl sonra zehirlenip ölüyorlarmış. Şimdi de tombaklama tekniğini anlatan bir çok kitapta "zehirlenme tehlikesi olduğundan amatörlere tavsiye edilmez" ibaresi dikkati çekiyor. İşte "tombak"ın öyküsü:

Tombaklama yapmak için "cam veya porselen bir kabın içinde" sekiz ölçü civa ve bir ölçü çok ince kıyılmış 24 ayar altın karıştırılır. Bu karışım "ahşap bir çubukla" karıştırılarak altının civa içinde tümüyle çözülmesi yani sıvılaşması sağlanır. Daha sonra ince bir tülbentle süzülen sıvı alaşım yani malgama kullanıma hazır hale gelmiştir. Altın kaplanacak eşyanın yüzeyi bütün oksit ve kirlerden temizlenip kurutulur.

Tombak yapılacak yüzeye bir fırça mantar parçası veya bez tampon ile malgama yedirilerek sürülür. Tombaklanmış eşya "küllenmekte olan odun kömürü ateşi" üzerine konularak veya düşük ısıda fırınlanarak civanın uçması sağlanır. Geriye kalan altın yüzeye iyice sızmış ve yapışmış olduğundan kaplama oldukça kalitelidir. Yedi veya sekiz ölçü civa içinde bir ölçü 1000 ayar saf gümüş çözülerek gümüş tombaklama da yapılabilir.

Şimdi bu tombaklama tekniğini anlatmanın ne gereği var diye düşünmeyin. Bunu yalnızca bir örnek olması için yazdım. İşte böyle yapılıyormuş eskiden eşyalar; bu kadar ince bu kadar özenerek...

alıntıdır
__________________
gözLeRimde yaş
gözyaşLaRımda sen waRsın
inkar etme gökyüzü bnm kdaR ağLayamazsın...



''...Sözler toz pembeydi
Susmalar uçuk mavi ..."
Alıntı Yaparak Cevapla
  #3 (permalink)  
Eski 28-04-2010, 19:47
KüL_KeDiSi's Avatar
Moderator
 
Kayıt Tarihi: 16-04-10
Yer: İstanBuL
Mesajlar: 1,372
Standart

Cüzdanınız sağlam yüreğiniz geniş olsun
Dilara Çam
Eski eser koleksiyoncusu olabilmek için birtakım şartları yerine getirmek gerekiyor. Bu uğraş merak ve ilginin yanısıra sağlam bir cüzdan geniş bir yürek biraz da sabır istiyor. Bir de bu işin hukuki prosedürleri var.

Birçok ülke gümrük amaçlarıyla antika eşyanın yasal tanımını yapmıştır. Amerika Birleşik Devletleri'nde 1930'da çıkarılan Gümrük Yasası ile 1830'dan önce üretilmiş artika eşyalarla sanat yapıtlarına gümrük bağışıklığı getirilmiştir. Daha sonra da birçok ülke 1830 yılını antika tanımının tarih sınırı olarak kabul etmiştir.

UNESCO'nun girişimi sonucunda 1952'de 17 ülkenin katılımıyla imzalanan Floransa Anlaşması "eğitsel bilimsel ve kültürel gereçlerin uluslararası dolaşımını kısıtlayan engellerin kaldırılması"nı karara bağlamıştır. Taraf ülkelerin bu anlaşma doğrultusunda çıkardıkları yasalar antikaları da kapsamaktadır.

1966'da Amerika Birleşik Devletleri "ülkeye giriş tarihinden en az 100 yıl önce üretilmiş antikaların" gümrüksüz ithaline izin veren yeni bir yasa çıkarmıştır. Benzer kurallar anlaşmayı imzalayan diğer ülkelerde de daha önce yürürlüğe girmiştir.

Günümüzde antika terimi genel olarak en az 100 yaşındaki sanat yapıtları ve tarihsel değer taşıyan eşyalar için kullanılmaktadır.

Antika kolleksiyonculuğunun tapınaklarda hazine saklanmasıyla başladığı söylenebilir. Dolayısıyla antika kolleksiyonculuğunun neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir geçmişi vardır.

Ülkemizde toprakla ilgisi olan eski eşyalar için geçerli bazı kanunlar da var. Türkiye'de Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu gereğince kişiler ve tüzel kişiler taşınır eski eserlerden meydana gelen kolleksiyonlar yapabilirler.

Eski eser kolleksiyonu yapmak isteyenler bulundukları yerdeki en yakın müze müdürlüğüne yazılı başvuruda bulunarak ellerindeki eski eserlerin bir listesini verirler. Ayrıca eski eser kaçakçılığı gibi bir suçtan mahkum olmadıklarını belirten bir belgeyi kolleksiyonun bulunacağı yerin adresini açık kimlikleri ile birlikte başvuru dilekçelerine eklerler. Bu başvuru ilgili müze tarafından incelendikten sonra uygun görülürse kolleksiyon izin belgesi verilir. Belgeyi alan kolleksiyoncu 15 Mart 1984 tarih ve 18342 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıkları Kolleksiyonculuğu ve Denetimi Hakkında Yönetmelik hükümlerince faaliyetini yürütür.

Eski eser ticareti
Ülkemizde yine Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu hükümlerine göre taşınır eski eser ticareti Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın izni ile yapılır. Bu ticareti yapmak isteyenler bulundukları yerin en yakın müze müdürlüğüne bir dilekçe ile başvurur ve dilekçelerine eski eser kaçakçılığı gibi bir suçtan mahkum olmadıklarını belirten bir belgeyi Ticaret Odası'na kayıtlı olduğuna ve taşınır kültür varlığı yapmak üzere ayrı bir ticarethanesi bulunduğuna dair belgeleri açık kimlik ve adresleri ile birlikte eklerler.

Müze müdürlüğü bu başvuruyu inceledikten sonra sakınca görmezse "Ruhsatname" düzenler. Ruhsatname alan eski eser satıcıları 11 Ocak 1984 tarih ve 18278 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Taşınır Kültür Varlığı Ticareti ve Bu Ticarete Ait İşyerleri İle Depoların Denetimi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak eski eser ticareti yapar. Ancak bu tür ticarethanelerde satışa çıkarılan eserler devlet müzelerine alınması gerekli görülmeyen tasnif ve tescil dışı bırakılmış eski eserler ve eşyalardır.

Sitil takımları da tarihe karıştı

Nadir bir parça olan ve günümüzde kullanılmayan üretilmeyen ve kolay kolay bulunmayan antikalardan birisi de "sitil takımı"...

Kahve sunumu için kullanılan sitil takımı kahve güğümünü taşıyan bir araç ve birkaç ek parçadan oluşuyor.

Yalnız buradaki "sitil" kelimesi bizim bildiğimiz "tarz" anlamında kullanılmıyor. Ankara dolaylarında yaşamış Frigyalılar içki sunma kabına "situla" derlermiş. Bu madeni kaplarda içki içilirmiş. İçki sunma kabı olan situlanın zamanla kahve sunma kabı olan sitile dönüşmüş olabileceği düşünülüyor.
Sitil takımının ana parçasını sitil leğeni oluşturuyor. Bu leğenin ortasında bir çukur var ve bu çukurun içine küllü ateş koyuluyor. Leğenin üzerine koyulan sitil güğümü ise içinde kahvenin bulunduğu ibriğe benzeyen bir kap.

Sitil leğeninin ortasındaki içinde ateş olan çukurun üzerine delikli bir kapak kapatılıyor ve kapağın ortasındaki küçük yuvaya da kahve güğümü oturtuluyor. Böylece önceden pişirilmiş kahve uzun süre sıcak kalabiliyor.

Sitil takımı kenarlarından tutularak değil kenarlarına geçirilen üç zincir yardımıyla askıya alınarak taşınıyor. Takım genellikle gümüş tombak bakır ya da pirinçten yapılıyor. Takımın yapıldığı maddenin türü ailenin varlık durumunu yansıtıyor. En zengini tombak olanı. Sade ve işlemeli sitil takımları var. Ama ister işlemeli ister sade olsun gözde antikalardan olan sitil takımları birer sanat eseri olarak kabul ediliyor.


Bir de sitil takımını tamamlayan "sitil örtüsü" var. Sitil örtüsünün üzeri mutlaka işlemeli olmalı. Bu işleme inciyle elmasla yapılabildiği gibi altın sırma gümüş sırma pul ya da boncukla da olabiliyor. Sitil örtüsü ipek kadife atlas ya da saf ipek kumaştan olabiliyor ve kumaşıyla birlikte örtünün kenarlarındaki simler ailenin maddi durumuna göre farklılıklar gösterebiliyor.

Sitil takımından bu kadar bahsedip de o zamanların sitil takımını bu kadar önemli kılan ve adeta bir tören edasıyla yapılan kahve ikramı adetinden bahsetmemek olmaz. Kahve ikramı deyip geçmeyin. Eskiden bu ikramı üç genç kız yaparmış. Kızlardan biri sitil takımını biri sitil örtüsünü biri de kahve tepsisini ve fincanları taşırmış. Sitil örtüsü kenarından ve iki elle tutulur misafirlerin örtünün üzerindeki işlemeleri görmesi sağlanırmış. Tepsiyi taşıyan kız da kahveyi güğümden fincanlara boşaltır ve bir bir konuklara sunarmış. Benzer bir tören erkekler arasında da yapılırmış. Erkekler arasında da kahve ikramını iki genç delikanlı yaparmış. Sitil takımını elinde taşıyan genç aynı zamanda sitil örtüsünü de ortadan ikiya katlayıp sol omzuna atar ve kahve ikramını böyle yaparlarmış.


alıntıdır
__________________
gözLeRimde yaş
gözyaşLaRımda sen waRsın
inkar etme gökyüzü bnm kdaR ağLayamazsın...



''...Sözler toz pembeydi
Susmalar uçuk mavi ..."
Alıntı Yaparak Cevapla
  #4 (permalink)  
Eski 28-04-2010, 19:48
KüL_KeDiSi's Avatar
Moderator
 
Kayıt Tarihi: 16-04-10
Yer: İstanBuL
Mesajlar: 1,372
Standart

En büyük mirası kültürü
Dilara Çam
Eski deri işlemeciliği konusunda zengin koleksiyona sahip Sepiciler Holding Yönetim Kurulu Üyesi Tarık Sepici koleksiyonlarını gelecek kuşaklara miras bırakmak amacıyla topluyor

Bir başka antika tutkunu da Sepici Holding Yönetim Kurulu Üyesi Tarık Sepici. Sepici Holding'in üretim yaptığı sektör olan deri sektörü ile paralel olarak Tarık Sepici'nin de deri antikalara karşı bir merakı ve bu ilgisinden kaynaklanan bir kolleksiyonu var. Eski deri işlemeciliğinde kullanılan parçalardan oluşan bu kolleksiyonda çok orjinal ve özel parçalar var. Dericilikte kullanılan aletler ve deri ürünlerinden oluşan zengin bir koleksiyonda çoban azık torbaları çeşitli eski ayakkabılar para çantaları postacı çantaları heybeler mataralar ve çeşitli deri işleme aletleri yer alıyor.

Sepici deri ürünleri ve dericilik aletleri biriktirmesiyle ilgili olarak şöyle konuşuyor:

"Kültürel mirasa sahip çıkmamız gerekmektedir. Bu belgeler ve bilgiler gelecek kuşaklara da aktarımda bulunma zorunluluğunu yaratmaktadır. Ben özellikle gelecek kuşaklara dericilikle ilgili bir kültür mirası bırakmak arzusunu gütmekteyim. Bu mirasta yöre ulus ayrımı gözetmediğim için uluslararası boyutta olmayı kendime hedef seçtim. Derinin dünya üzerindeki tüm halklar tarafından çeşitli işlenme türlerine yönelik belgeleri derleyebilirsem bu hedefime ulaşmış olacağım."


Sepici doğmamış kuzu derisinden üzerine yazı yazmaya yarayan parşömenin de Anadolu Bergama kaynaklı olduğunu belirtiyor. Ne yazık ki ülkemizin iklim koşulları ve toprağın yapısı izin vermediği için o yıllardan elimize bu tür eski belgeler eşyalar deri kalıntıları kalmamış. Şu anda elimizdekiler de nadir bulunan parçalar olduklarından dolayı oldukça değerliler.

Tarık Sepici Cumhuriyet döneminde 1920'li 1930'lu yıllarda Anadolu'da hemen hemen her kasaba düzleminde debbahlığın ve tabakçılığın varolduğunhu vurguluyor. Ancak ekonomik koşullan nedeniyle bu mesleklerin ortadan kaybolduğunu ve insanların artık onlara gelir sağlamayan bu işle uğraşmadıklarını da üzülerek sözlerine ekliyor. Günümüzün son örnekleri olan ve Türkiye'de yalnızca Kahramanmaraş Şanlıurfa Tokat Tire'de çalışmalarına devam eden eski ustalar da tabakçılık ve debbahçılık meslekleri gibi tarihe karışmak üzere...

Tablolara gözünüz gibi bakın
Müzayedelerde en çok satan antika parçalardan birisini de dünyaca ünlü ressamların birbirinden değerli tabloları oluşturuyor. Tabloların bakımı en az edinilmesi kadar zor oluyor. Restorasyonu yapan kişinin eseri yapana saygı duyması eserde gerçeği araması birinci koşul olarak sunuluyor.

Sanat eserlerini korumak ve onları oldukları gibi muhafaza edebilmek önemli bir konudur. Hasara uğramış olan resimlerin korunmaları için birkaç basit önlem yeterli olmaktadır. Diyelim ki antika bir tablonuz var. Ne yapacağınızı biliyor musunuz? Tabloyu ılık ve dengeli bir iklimde bulundurmak fazla ışıktan kaçınmak tehlikeli radyasyonlardan uzak tutmak ve hava kirliliğinin olmadığı bir yerde muhafaza etmek gerekmektedir. Bir tablo sahibinin bunları bilmesinde büyük yarar vardır.

Bu kurallara uygun davrananlar resim ne kadar ustaca yapılırsa yapılsın her zaman için tehlikeli olabilen restorasyon işleminden kaçınabilmelerini sağlamış olurlar.

Bir tablo üzerinde restorasyon çalışması yapmak gerekiyorsa herşeyden önce hasarın derecesini ressamın tekniğini ve kullanılan malzemelerin çeşitlerini inceleyip anlamak gerekir. Günümüzde artık bilimsel analiz metodları kullanılmaktadır. Ultraviyole ışınları elekromanyetik dalgalar gibi teknoloji harikası metodlar sayesinde eserin orijinal olup olmadığı kuşkusu da tamamen ortadan kalkmıştır.

Üslup özellikleri
Restorasyonu yapan kişinin eseri yapana saygı duyması eserde gerçeği araması birinci koşuldur. Restore edilecek her tablo için yüzeyde olabilecek maddelerin önceden bilinmesi gerekmektedir. Tablo yüzeyinde araştırılacak maddeler şunlardır:

Tozlar her çeşit yağlar vernikler yapışkanlar cilalar suluboya ile yenilemeler yumurta boya ile yenilemeler yapışkanlı yenilemeler yağlı boya ile yenilemeler... Bu maddelerin belirlenmesi resmin hastalığının teşhisini kolaylaştıracaktır. Resmin yüzeyinde ressama ve restoratöre ait bölümler netleşecek ressamın üslup özellikleri ortaya çıkacaktır.

Bir ressamın değişik tablolarından alınan radyografik dökümanlar ressamın aynı fırçaları ve aynı fırça darbelerini kullandığını gösteriyorsa eserlerin tümü üzerinde yapılacak bir çalışma ile bazı hataların düzeltilmesi kronolojik sınıflandırmanın geliştirilmesi ve orijinallerle kopyaların ayırt edilmesi mümkün olacaktır.

Ahşapların onarımı
Ahşap sandalye masa konsol makyaj masası gibi antikaların çoğu üzerlerinde el işi oymacılık işleri sanat eseri resimler taşıdıkları için restore edilip yeniden kullanılır hale getirilmeleri çok fazla özen istiyor.

Genellikle bodrum katlarında yaşlanmaya terkedilen yorgun mobilyaların onarım işlemi üzerindeki boyasının kazınmasıyla başlıyor. Böylece antikanın eski ve yıpranmış makyajı temizleniyor. Ardından eğer mobilyada kurt deliği varsa bu deliklere DDT tarzı çok güçlü bir böcek ilacı şırınga ediliyor. Sonra mobilya büyüklüğü ne olursa olsun hava almayacak şekilde torbalanıyor.

Torbalanacak mobilya koskocaman bir masa da olsa özel kestirilmiş torbalara konulup birkaç gün bekletiliyor. Mobilya torbadan çıkarıldıktan sonra her ağacın cinsine göre değişen bir macunla kurt delikleri tıkanıyor. Daha sonraki aşamalarda ise eksik ya da kırık parçalar aslına uygun olarak yerine getiriliyor ya da onarılıyor. Son olarak da ister mobilyanın kendi renginde ister daha koyu ya da daha açık renkteki cila "gomalak topu" denilen bir araçla mobilyaya iyice yedirilerek sürülüyor. Böylece yılların tozunu anısını üzerlerinde taşıyan ahşap antikalar yeni makyajlarıyla kullanılabilir ya da sergilenebilir hale getiriliyorlar.

Nasıl parlatılır?
Metal antikaların estetik hale getirilmesi ve parlaklıklarını tekrar kazanmaları için uygulanan en yaygın teknik polisaj yöntemidir. Polisaj adından da anlaşılacağı gibi bir çeşit cilalama. Özellikle de bakır ve pirinç için kullanılan polisaj metal antikanın keçe yardımıyla benzinle silinmesinden sonra talaşla ovulması yoluyla yapılır. İşlem bittikten sonra da antikanın parlaklığını yitirmemesi için üzerine ince ve renksiz vernik vurulur.

Eğer sizin de metal antika parçalarınız varsa çok kolay bir şekilde basit bir yolla onları parlatabilirsiniz. Enginar yaprağını sirkeye batırıp antikayı bununla sildiğiniz takdirde antikalarınızın nasıl parladığına siz de şaşıracaksınız.

Kararmış aynaların restorasyonu için ise fazla alternatifimiz yok. Eski aynaların sırları tamir edilemediğinden ayna komple yenileniyor.

Bebeklere nazar değmesin
Eskiden yeni doğan bebeklerin yüzlerine onları nazardan korumak ve uyurken yüzlerine sinek konmasını önlemek için işlemeli ve oymalı örtüler örterlermiş. Bebek yüz örtülerinin kullanıldığı dönemlerde aile büyüklerinin bebeğin yüzünü görebilmek için yüzgörümlüğü vermesinden sonra örtü kaldırılarak akraba ve komşulara bebeğin yüzü gösterilirmiş. Genellikle ipek üzerine altın sırma işlemeli olurmuş bu örtüler. Üzerlerinde bebeği nazardan korumak için "maşallah" yazarmış.

Günümüzde şehirlerde bu örtüleri kullanma geleneği ortadan kalmış olmasına rağmen bazı yörelerimizin köylerinde hala geçerliliğini koruyor. Bebek yüz örtüleri de antikacılarda değerli parçalar olarak okşadıkları bebek yüzlerinden sonra bizim gözlerimizi okşuyorlar.

10 yıllık birikim
Denizli'de yaşayan Doktor Cumhur Güner de bir antika meraklısı. Güner çalıştığı poliklinikteki çalışma odasını adeta bir antikacı dükkanına çevirmiş. Değerli eserlerden oluşan müze gibi çalışma odası en çok hastalarının dikkatini çekiyor beğenisini kazanıyor.

Güner'in odasında yaklaşık 100 parça eser var. Bu parçaların içinde en fazla ilgi çekenleri ise sedef işlemeli 150 yıllık kılıç ve tabanca.

Bu birikimi 10 yıl çabalayarak gezip dolaşarak ve gezdiği yerlerdeki eserleri toplayarak oluşturduğunu belirten Doktor Cumhur Güner'in çalışma odasında değirmenlerden havanlara saatlerden kömürlü ütülere dokuma ¤¤¤gahlarından toprak çömleklere kadar çeşitli antikalar bulunuyor.

Bazı antika meraklılarının büyük para teklifleri ise doktor Cumhur Güner tarafından kabul edilmiyor. Çünkü Güner'in kolleksiyonunu bozmaya hiç mi hiç niyeti yok.


alıntıdır
__________________
gözLeRimde yaş
gözyaşLaRımda sen waRsın
inkar etme gökyüzü bnm kdaR ağLayamazsın...



''...Sözler toz pembeydi
Susmalar uçuk mavi ..."
Alıntı Yaparak Cevapla
  #5 (permalink)  
Eski 28-04-2010, 19:49
KüL_KeDiSi's Avatar
Moderator
 
Kayıt Tarihi: 16-04-10
Yer: İstanBuL
Mesajlar: 1,372
Standart

Aybüke Baran'ın sandıklar bakır mutfak eşyaları dahil 5 bin parça antikası var ama
Bindallıların yeri başka

Dilara Çam
İzmir'in başarılı modacılarından Aybüke Baran Karşıyaka'daki restoranlarında geçmişle bugünü buluşturuyor. 5 bin parça antikaya sahip Aybüke hanım antika sevgisi ve tutkusunu müşterilerine de yansıtıyor.

Aybüke Baran özellikle Karşıyakalılar'ın yakından tanıdığı bir isim... Çarşı içindeki ev yemekleri lokantasıyla Karşıyakalılar'a hizmet veren Baran da bir antika tutkunu. Lokantasının dört bir yanını antika parçalarıyla döşeyen Baran'ın dükkanındaki yemekler bile antika. Yemeklerin antikalığı tadından değil geleneksel olmalarından kaynaklanıyor.

İsmini moda dünyasından duyduğumuz Aybüke hanımın asıl mesleği içmimarlık ama o antikalara olan tutkusu ve merakı yüzünden kendi işini hiç yapamadığından yakınıyor. Modacılık yönünü antika sevgisiyle birleştirip damak tadını da bunlara ekleyince insanların hem karınlarını hem de göz zevkini doyuran sıcak mekanlar çıkmış ortaya. Yurtdışındaki örneklerinden esinlenerek yarattığı Kanaviçe ve Dantella isimli dükkanlarında hem eski Türk yemekleriyle müşterilerine unutulan tadları tekrar yaşatıyor hem de gerçek antikalardan oluşmuş dekoruyla onların gözlerini okşuyor.

Aybüke Baran'ın antikacılık serüveni eski yırtık yıpranmış bez parçalarını toplayarak başlamış. Sonra da ordan burdan topladığı bu parçaları kendi tasarımlarına göre elbiseler haline getirmiş. Modacılıkda da en az antika tutkusu kadar başarılı. Amerika Birleşik Devletleri'nde sunduğu antika ve geleneksel Türk giysilerini kapsayan tasarımlarından oluşan defileyle Amerika Birleşik Devletleri Başbakanı Bill Clinton'dan imzalı bir teşekkür belgesi alarak ödüllendirilmiş.


İki yüz parça

Dükkanın dekorunu oluşturan diğer giysiler kanaviçelerle işlenmiş örtüler kenarları incecik oyalı yemeniler sandıklar çoğu bakır olmak üzere madeni mutfak eşyaları ise koleksiyonun diğer parçalarından yalnızca bazıları... Çünkü yalnızca bu dükkanda iki yüz kadar parça var. Oysa Aybüke hanım üç depo ile birlikte yaklaşık beş bin parça antikaya sahip. Bu sayıyı duyunca şaşırmamak elde değil ama Aybüke hanım bu birikimi tam otuz yıl çabalayarak oluşturmuş. Hala da antika toplamaya devam ediyor.

Ancak son zamanlarda parçaları satın almak yoluyla elde ediyor. Elindeki parçaların hemen hemen hepsi Anadolu kültürünü yansıtıyor. Bunlar içinde en çok dikkati çeken ise bez grubu antikalar. Yani kadife ya da atlastan biçilmiş entari cepken şalvar gibi kadın elbiseleri üzerine klaptanla serpme ve sıvama çiçekler işlemeli bindallılar çeşitli amaçlarla kullanılan örtüler çakşır anlamına gelen çuhadan yapılmış bol şalvarlar yine çuhadan ya da kadifeden camedan denilen yelekler....
Zaten mekanın içine girer girmez folklorik atmosferi farkedebiliyorsunuz. Bu da Aybüke hanımın istediğine ulaştığını gösteriyor.

Kültür amaçlı

Tek amacı unutulan Anadolu kültürünü yaşatmak olan Aybüke hanım bu amaçla tasarladığı giysileri türküler eşliğinde sunuyor ve dükkanın restoran kısmında sadece geleneksel Türk yemeklerinden oluşan bir mönüyle müşterilerine hizmet veriyor.

Müşterilerinden çok olumlu eleştiriler aldığını ve insanların antikalar içinde geleneksel yemekler yemeyi çok enteresan bulduklarını söyleyen Aybüke Baran'ın ilginç dükkanında gözünüzün görebildiği her şey satılık.
Dükkanda dikkati çeken diğer parçalardan biri de kenarları dantellerle örülmüş eski fotoğraflar....

Aybüke hanım ailesini çok küçük yaşta kaybettiği için eski aile fotoğraflarına karşı özel bir ilgisi var. Onu en çok geçmiş ailelerdeki bağlılık etkiliyor. Filmlere konu olabilecek çok ilginç bir anısı da var:

Bir gün çöpleri karıştıran çocukların çöpten eski fotoğraflar aldıklarını görüp onları çocuklardan istemiş. Eski resimlerin kenarlarını dantellerle süsleyip çerçeveleyerek dükkanın duvarına asmış.

Bir gün dükkana başka memlekette yaşayan bir hakim gelmiş ve duvardaki fotoğrafı görünce donakalmış. Çünkü fotoğraftakiler müşterisinin kendi ailesi çıkmış. Müthiş duygulu anlardan sonra resimleri böyle değerlendirdiği için Aybüke hanıma teşekkür ederek oradan ayrılmış. Resimleri de geri almamış.
Aybüke hanım yaptığı işi güzel sanatların bir branşı olarak görüyor. Elde ettiği kazanç onu çok fazla düşündürmüyor çünkü manevi kültürümüzü yaşatmak ona yeteri kadar doyum sağlıyor.

Dükkanda satılan yemeklerden de antika eşyalardan da hemen hemen aynı oranda kazanç elde ediyor. Dükkana gelen müşteriler yemek yerken aynı zamanda bu sıcak ve geleneksel ortamda olmanın tadını çıkarıyorlar.
Onun en büyük yakınması antikacılıkla ilgilenen kişilerin örgütlenememesinden kaynaklanıyor. Bu işle uğraşan insanların birbirlerini yalnızca ismen bildiklerinden ve bilgi alışverişi sağlanamadığından yakınarak hiç olmazsa elişleriyle ilgili bir dernek kurulmasını istiyor.

Antikalarına gözü gibi bakan ve hepsine ayrı ayrı özel ilgi gösteren Aybüke hanım kendisinin ardından sahip olduğu bütün parçaları Kültür Bakanlığı'na bırakacak ve maddi sorunlar ortaya çıksa da sadece burası yaşasın diye antika toplamaya devam edecek.

Açık hava müzesi
Ş İ R İ N C E


Aydın Dağları'nın batı uzantıları üzerinde çanak şeklinde bir vadinin doğu ve güney yamaçlarına kurulmuş Selçuk'un "şirin" ilçesi Şirince açık antika müzesini andırıyor. Hepsi tarihi bembeyaz badanalı evleriyle köylü kadınların el emeklerini sattıkları pazarlarıyla iki tarihi kilisesiyle turizmin gelişmesiyle günden güne sayıları artan antikacı dükkanlarıyla ve hatta sokaklarıyla başlı başına bir antik köy Şirince.

Birinci Dünya Savaşında buradaki halk Yunan Ordusuna yakınlık göstermiş. Kurtuluş Savaşı sonrasında da Makedonya'daki Türkler'le buradaki Rum halkı mübadele edilmiş. Bugünkü geleneksel dokusunu 18. ve 19. yüzyıllardaki yerleşimden alan köyün ilk adı Çirkince ve Kırkıca imiş. 19. yüzyılda 1800 haneli yüzyılın başlarında 700-800 haneli bir köy olarak bilinen Şirince evlerinin büyük bölümü mübadeleden sonra yıkılmış.

Cumhuriyetin ilk yıllarında buraya uğrayan İzmir Valisi Kazım Dirik'in köyü çok beğenip adını "Şirince" olarak değiştirdiği biliniyor.

Turizm merkezi

Çevresi ormanlık olduğundan köydeki evlerin hemen hemen hepsinin yapımında en çok ahşap kullanılmış. Kapılar pencereler kepenkler dolaplar tavanlar tabanlar hep bu malzemeden yapılmış. Ahşap dış kapıların üzerindeki el ve halka şeklinde demir kapı tokmakları köyün mimarisinde en dikkat çekici özelliklerden birisi. Köy evlerinin bir diğer ilginç özelliği de köyün kurulduğu yamacın önünde uzanan vadiye doğru birbirlerinin önünü kapatmadan bakmaları. Böylece köydeki bütün evlerden vadi rahatlıkla görünebiliyor.


Selçuk'un en önemli turizm merkezlerinden birisi haline gelen Şirince her gün yüzlerce yerli ve yabancı turiste ev sahipliği yapıyor. 7'den 70'e herkesin bir şeyler sattığı köyde antikacı dükkanlarının dışında köy halkının da sokak aralarına açtığı ¤¤¤gahlarda en çok ev yapımı şarap zeytinyağı ve elişleri danteller ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor.

Evet eğer 18 ve 19. yüzyıldan günümüze neler kaldığını merak ediyorsanız bir haftasonunuzu da bu eski Rum köyünü gezmeye ayırmalısınız.




alıntıdır
__________________
gözLeRimde yaş
gözyaşLaRımda sen waRsın
inkar etme gökyüzü bnm kdaR ağLayamazsın...



''...Sözler toz pembeydi
Susmalar uçuk mavi ..."
Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Bu konuyu görüntüleyen: 1 (0 üye ve 1 ziyaretçi)

 
Konu araçları
Gösterim Modları

Gönderi Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smilies are Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular

Geçmişden Günümüze Moda

Skinny jean modelleri , kot ceketler , tayt modelleri , top gun gözlükler ve diğerleri ; bilmem ne kadar tutar ne kadar tercih edilir ama geçmişden...


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 00:21 .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)




Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0
Copyright © 2008 Zarifbayan.com, All Rights Reserved
moda
Page generated in 0.12981 seconds with 12 queries